12 Temmuz 2011 Salı

Manyak Edersiniz İnsanı...

arabamı değiştirmeye karar verdim,
vermez olaydım...
bütçem belli ama arabalar belli değil ki!!!
içine çekildiğimiz kumpas öylesine derin ve ilginç ki
sanki arabayı almayı değil almamayı teşvik ediyor.
paramın yettiği araba orta sınıf bir araç,
alternatiflere baktım ama dediğim gibi bakmaz olaydım
önce opel astra'ya baktım, biliyor musunuz ki sadece astranın
birbirinden değişik tam 66 versiyonu var.
kiminde kıl var tüy yok, kiminde tüy var bok yok
adamı manyak edercesine birbirinden değişik 66 farklı çeşit...
opel böyle de renault farklı mı?
renault megane bakayım dedim,
ulan kasa aynı ama değişik tip sayısı 49.
ford focus almak istersen de durum pek farklı değil 34 çeşit...
bakın çeşit dediğim şey ford'un veya opelin sattığı araç çeşidi değil,
bir aracın kendi içindeki çeşitleri.
hayatı karmaşık hale getirip, yanlış vereceğimiz karar üzerine
kurulu bu sistem neden var? neden bunca farklı çeşit?
yahu aracın full'u var bir de full+full'u var.
bu ne be???
alacağımız sonuçta bir markanın bir modeli
o modelin bilmem ne modelini alırsak kendimizi daha zengin hissediyoruz
ama o modelin içinde bilmemnesi olmayanı alırsak o zaman kendimizi eksik hissediyoruz.
bu ne biçim bir sistemdir? kimin biz insanlara kendimizi eksik hissettirme hakkı var?
yap kardeşim her modele 3 çeşit, ucuz, orta, pahalı
paran hangisine yetiyorsa git onu al.
ama amaç insanı mutlu etmek değil, mutsuz etmek üzerine kurulu
zira bugün astra alırsan yarından itibaren bunun bir üst modelini
nasıl alırım diye düşünmeye başlıyoruz.
neden kazanan hep bizim kafamızı karıştıranlar oluyor???...

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Su...

çok değil 30 yıl önceye kadar suya para vermez,
musluktan akanı içerdik.
sonra zamanla "insanlık doğayı kirletti, rezil etti" söylemleri başladı
ve musluk suyu artık mikroplu, içilemez oldu.
bu da yetmedi su şişeye girdi, temiz su budur dendi.
ve en sonunda resmin büyüğünü gördük : şişeden başka bir yerden su içilemez,ölürsün...
durum bu olunca dünya üzerinde milyonlarca insan 30 yıllık bir plan sonucunda
şişeye bağımlı hale geldi/geldik..
façanız yiyorsa için dışarıdan suyu bakalım ne oluyor.
hadi plan büyük yerlerden devreye sokulmuş yapacak bir şeyimiz yok
yani öpe öpe suyu şişede alacağız,
peki kardeşim yıllarca bedavaya içtiğimiz
ama şimdi parasını ödeyerek içebildiğimiz sudan neden KDV alınır?
hemde %8...
her yıl şişe suya harcadığınız tutarı bir hesaplayın
uzun sürer diyen bana mesaj atsın bende hesaplanmış hali var,
bırakın suya ödediğimiz serveti, sadece KDV'si bile adamı zengin eder.
yazık değil mi bunca insana?
bari KDV almayın...

20 Haziran 2011 Pazartesi

Öğüt Vermek...

kafamız çalışmaya başladığı andan itibaren öğüt vermeye başlarız.
yıllarca öğüt veririz sağa sola.
ama hiç düşünmeyiz doğru olan mıdır öğüt vermek.
açıkçası yanlış olandır birine öğüt vermek
zira olan her şey olan kişiye özeldir ve ortak algıda başka biri tarafından anlaşılabilir
ama olan kişiye verdiği etki başka hiç kimsede aynı değildir.
örnek verelim ; diyelim ki yan yana duran iki kişi aynı anda ve şiddette ayağını bir masaya vursun,
ikisi de acı çeker ama ölçüm yapılsa aynı derecede acı çekmedikleri görülür
zira birinin ayağı mesela 10 üzerinden 6 ağrımış ise diğerininki 10 üzerinden 5,7 ağrıyabilir.
iki insan da birbirine benim ayağım şöyle acıdı böyle acıdı diye açıklasa
ikisi de birbirini anlar ama aynı acıyı yaşayıp yaşamadıklarını bilemezler.
zira dünyada her olan şey ama herşey eşsiz ve kişiye özeldir.
işte bu yüzden kimseye öğüt vermem.
peki ne yaparım?
eğer benden fikir istenen konu ile ilgili geçmişte bir tecrübem olmuşsa
başıma şöyle bir olay geldi ve ben şöyle yaptım derim.
nasıl ki benim başıma gelen herşey eşsiz ise,
olanın sonucu da bana özel ve eşsizdir.
ben öğüt vermeyi karşımdakine değer vermemekle eşdeğer görürüm.
zira karşımdakinde nasıl bir sonuç yarattığını bilemediğim bir şey için
böyle yap şunu yap demek karşımdakine saygı duymayıp işi kestirip atmaktır.
benden herhangi bir konuda fikir isteyen birine saygı duyarım ve yardımcı olmaya çalışırım
ama dediğim gibi öğüt vererek değil
zira aynısı bana oldu dediğimiz hiçbirşey aynısı değil
o yüzden sonucu da o kişi için farklı olacağından ona eğer geçmişte bana fikir sorduğu
konu ile ilgili bir deneyimim olmuşsa bana olunca ben şunu şunu şu şekilde yaptım derim.
böylelikle hiç kimsenin kendine özel eşsiz tecrübesini bozmadan bende olanı paylaşmış olurum.
eğer sizden fikir, öğüt isteyen olursa ve ona saygı duyuyorsanız
öğüt vermek yerine başınıza gelen olayı anlatın ve kenara çekilin
çünkü adı üstünde her tecrübe "eşsiz" ve "kişiye özel"dir...

7 Haziran 2011 Salı

Karanlık Sırlar...

dünyada yaşayan kim olursa olsun herkesin kendine sakladığı sırlar vardır.
bu sırları içimize ilk gömdüğümüz andan itibaren bizimle birlikte yaşar ve ölene kadar içimizde kalır.
bunlar bizim için "karanlık sırlardır".
bir çok şeyimizi bir çok kişi ile paylaşırız ama karanlık sırlarımız hep bize kalır.
çünkü onları paylaşmaktan utanırız.
karanlık sırları bir yakınımızla paylaşırsak sanki onun bize olan bakış açısı değişecek sanırız.
kendimize sakladığımız sırların bize yakışmadığını düşünüp onları en derinimize bir yere gömeriz.
benim karanlık sırlarım var.... idi...
yaklaşık 2 yıl önce hayatımın en karanlık 2 sırrını hayatımda üstelik bana çok yakın olan
iki dostumla paylaştım. çünkü onların artık karanlık kalmasını istemedim.
ve "dost" dediklerimin bu sırları bilmezse beni yani gerçek beni tanıyamayacaklarını,
beni gerçekten tanımayan insanlara da neden "dost" demem gerektiğini anladığım anda
hemen anlattım onlara en karanlık 2 sırrımı.
hiç sırsız olmak ve öyle yaşamak çok rahat bir şey.
kimseden birşeyi saklamak zorunluluğu olmadan,
o sırla ilgili bir olay olduğunda sır açığa çıkmasın diye binbir şaklabanlık yapma mecburiyeti hissetmeden,
kısacası için dış ile bir olması insana tarifi imkansız bir rahatlık veriyor.
o sırlar içimizden çıkınca oluşan boşluğu da dilediğimiz
başka bir şeyle doldurma lüksümüz de cabası.
ölçmeden biçmeden en karanlık sırrınızı paylaşın.
kimle paylaşacağınıza karar verin ve paylaşın.
paylaşın ki önce kendinize sonra dostunuza karşı tümüyle açık ve dürüst olun.
bunu yapmanızın ardından zorla yaptığınız şeyleri yavaş yavaş yapmamaya başladığınızı
ve bunu müteakip zamanda ise artık neredeyse hiç yalan söylemediğinizi göreceksiniz.
kendine ve çevresine yalan söyleme ihtiyacı olmayan birinin nasıl biri olacağını düşünün,
sadece düşünürken bile kendinizi çok güçlü hissedeceksiniz.
unutmayın önceleri zor ama bir kez adımı attıktan sonra yaşayacaklarınız
hayat boyu sermayeniz olacak...

3 Haziran 2011 Cuma

1 Olmak...

sizi seven bir arkadaşınızdan rica edin
aşağıda yazacağım çalışmayı yaparken size sabır göstersin
ve aceleye getirmeden beklesin.
zaten sizi seviyorsa bekleyecektir ama sakince size sabır gösterip yardımcı olması gerekiyor.
yapılacak çalışmanın adı : 1 olmak...
arkadaşınızla karşı karşıya oturun, sadece dizleriniz temas etsin,
kendinizi dış dünyaya kapayın ve onun gözünün içine bakın
kısa bir süre sonra onunla aynı anda göz kırptığınızı farkedeceksiniz.
bunu farkettiğiniz anda odağınızı onun nefes alışına çevirin
hangi sıklıkta nefes alıyor, derin mi yoksa hafiften mi nefes alıyor izleyin.
2-3 dakika sonra onunla aynı anda aynı şekilde nefes aldığınızı göreceksiniz.
ve bu harmoniyi yakaladığınız anda kendinizi bir sıvı gibi hayal edin
ve arkadaşınızın burnundan onun içine aktığınızı hayal edin
yavaşça ve hiç acele etmeden yapın bunu
onun burnunun içini hayal edin,
burun kıllarını,
belki varsa sümüklerini
yutağını
nefes borusunu
borudan aşağı doğru kaydığınızı, aktığınızı hayal edin,
içine akarken etrafınıza bakın
organlarını görün
nasıl işlediklerine bakın
sonra onun kanı olun
yada kanına karışmış sıvı olun
onun kanıyla onun içinde vücudunun heryerine seyahat edin.
ayaklarından el parmak uçlarına kadar çok yavaş bir şekilde dolaştığınızı hayal edin,
tüm vücudunu bitirdiğinizde yukarı doğru çıkmaya başlayın yani kafasına doğru
yukarı doğru çıktıkça sıvı olan halinizi sanki onun içinde tekrar kendi bedeninize dönüyormuş gibi düşünün
onun içinde şekillendiğinizi yani.
ve sıvıdan katıya yani vücudunuza döndüğünüz anda ise
kendinizi tam onun boyunun hizasında ama içindeymiş gibi hayal edin
sanki onun içinden onun gözleriyle dışarı baktığınızı düşünün
onun kalbini ve beynini hissedin sanki sizin kalbiniz, sizin beyninizmiş gibi
artık onun içinden onun dışarıya baktığı gibi bakabilir,
onun gibi nefes alabilir
onun hissettiklerini hissedebilir duruma gelmişinizdir.
onun kafası artık sizin kafanız
vücudu, iç organları, duyguları ama asıl en önemlisi onun benliği,varlığı siz oldunuz demektir.
ve işte tam o anda onun içindeki kendinize onun hislerini tam olarak hissetmenize izin verin ki
onunla 1 olun.
biliyorum okuyunca belki ütopya veya yapılamaz gibi görünüyor
zaten kolay olmadığını okurken anlamışınızdır.
ama bir insanı anlamak için bugüne kadar bulduğum en doğru yöntem bu.
bir insanı anlamak onun gibi olmaktan geçer.
tabi burada kendi konsantrasyonunuzun da ne kadar önemli olduğunu unutmayın.
bu çalışmayı ilk kez bir insanla yapmak en kolayı
zira onun mimiklerini, nefes alış-verişini görebiliyor, duyabiliyorsunuz.
bunu daha sonra doğa ile deneyebilirsiniz.
1 olmak bu dünyanın en zor işi zira karşımızdaki ile aramıza
hep ya onun yada bizim egomuz, hislerimiz, düşüncelerimiz girer
ancak bu çalışmayı yapıp kendinizi "o" gibi hissedebilirseniz
onunla bir çok şeyi aynı anda paylaşabileceğinizi göreceksiniz...

31 Mayıs 2011 Salı

Ruhunu Katmak...

çok inandığım ve üzerinde epey çalıştığım bir terim : ruhunu katmak...
hepimizin bildiği ancak derinlemesine pek ilgilenmediğimiz bir terimdir.
hayatın her anında bizimle birliktedir aslında,
bazen fırından ekmek alırsın eve gidip yediğinde sadece ekmektir yediğin
ama bazen aldığın ekmek yerken seni alır götürür başka diyarlara,
veya gider bir gömlek alırsın ve giydiğinde sanki üstünde değilmiş gibi hissedersin
ama bazende giydiğinde herkes döner bakar sonra bir daha bakar.
hayatımızın her anında var olan gerçektir ruhunu katmak.
yaptığım her işe ruhumu katarım, şöyle ki,
yapacağım işi önce aklımda düşünüp resmederim
resmedince sanki film gibi izlerim aklımdakini
resmetmek eksiğini gediğini gösterir yapacağım işin,
sonra tırpanlayıp eksik gediği kapadıktan sonra
artık yapılmaya hazırdır benim için o iş veya hareket.
tek eksiği kalmıştır "kendimden bir parça vermek"
ki o da işe/harekete ruhumu katmaktır.
kaparım gözlerimi içime dönüp derin bir nefes alıp
ruhumu düşünürüm. büyüklüğünü, yüceliğini ve bereketini
sonra da yavaşça veririm içimdeki nefesi
sanki Tanrı'nın Adem'e üflediği ilk nefes gibi.
işte o andan itibaren o işi/hareketi benden alacak/görecek kişi
kesinlikle bereketini görür.
bereketini görmesi bana ne kazandırır?
bana tekrar gelmesini, bana geri dönmesini ve ruhumu kattıkça
benden başka bir yere gitmemesini.
işimde yaklaşık 15 yıldır bunu yapıyorum
ve 15 yıldır neredeyse aynı müşterilerle çalışıyorum.
onlar mutlu ben mutlu.
bir defasında sordum bir müşterime
neden bunca zamandır benimle çalışıyorsun diye
önce umursamaz bir tavırla omuz silkti "bilmem" diye,
ama sonra durdu bunu düşüneceğim dedi.
bir süre sonra ise verdi cevabını;
senden gelen mallarda ne var bilmiyorum ama sanki mıknatıs gibi çekiyor insanları.
satış konusunda allame-i cihan mıyım? kesinlikle değilim.
sattığım mallar dünyada bir tek bende mi var? kesinlikle değil.
ama ben her sattığım malı göndermeden önce ruhumu katıyorum.
bu sadece iş hayatında başarı getiren bir anahtar değil özel hayatta da bunu uygularım
sabah kalktığımda ilk yaptığım çişimi bile düşünürüm
dişlerimi fırçalarken bile her dişimin nasıl temizlendiğini tek tek düşünürüm.
o an ne yapıyorsam ruhumu katarım korkusuzca.
neden korkusuzca?
çünkü güzel şeyler hep çabuk biter sanırız
ama düşünmeyiz ki ruhumuz sonsuz
işte bundan dolayı katın katabildiğiniz kadar.
illa benim yaptığım yöntemle yapmak zorunda değilsiniz.
düşünün kendi yönteminizi bulun
ama muhakkak yaptığınız her işe ruhunuzu katın
çünkü bu dünyada bizden kalacak tek şey
ruhumuzun ürünleridir...

22 Mayıs 2011 Pazar

Acar'ıma...

can acar,
çok zormuş gidenin ardından kalana birşeyler yazmak.
çok az tanımış olsam da benim için hep can'ın annesi o.
"una paloma blanca" olarak kalacak,
huzur onunla olsun,
can sanada kolay gelsin dostum...