9 Ağustos 2011 Salı

Çocuğu Olanlar...

bugünün çocukları bizim çocukluğumuz gibi değil.
benim çocukluğumda üçten fazla oyuncağı olan çocuk "zengin,sosyetik" sayılırdı.
üzülürdüm bende olmadığına ama zaman geçtikçe
anladım az oyuncakla büyümenin faydalarını.
özellikle hayal gücümü nasıl genişlettiğini, ufkumu nasıl açtığını...
şimdilerde çocuğuma ve çevresindeki çocuklara bakıyorum
her birinde en azından 50-60 tane oyuncak var
motorlusundan akülüsüne
uzaktan kumandalısından kurmalısına ibadullah oyuncak dolu evler.
işin özü bu devirde hiçbir çocuk oyuncak eksikliği yaşamıyor
peki anne babalar olarak çocuklarımızın arkadaşlarının doğumgünlerinde
ne hediye alıyoruz? yine oyuncak...
ihtiyacı olmayan çocukları oyuncaklarla donatıyoruz.
bana göre orta halli yaşayan hiçbir çocuğun kendi doğumgününde
hediye olarak gelen hiç bir oyuncağa ihtiyacı yok
zaten takip edin gelen hediyelerin çoğu ile oynamıyorlar bile.
gelin küçük bir hesap yapalım
her yıl ortalama 20 doğumgününe gittiğinizi farz edelim
her doğumgününe ortalama hediye bütçemizde 50 TL olsun
yani 1 yılda doğumgünlerine işe yaramayacağını bile bile 1,000 TL harcıyoruz.
bugün 50 TL ile yaklaşık 10 ağaç dikebilirsiniz
bu demektir ki yılda 200 ağaç dikebilirsiniz.
çevrenizde 20 çocuk olsa bu rakam yılda tam 4.000 ağaç eder.
bunu 10 yıl boyunca yaptığımızı düşünürsek
toplamda 20 kişi ile 40.000 ağaç dikebilme şansınız var.
üstelik her diktiğiniz ağaç için üzerinde kimin adına hangi okazyon için
olduğu yazılı sertifikalarda veriyorlar.
acaba kendi arkadaş grubunuzda konuşup anlaşsanız
ve bu fikrinizi çocuklarınızı da anlatıp
artık oyuncak almak yerine ağaç dikeceğiz
çünkü ağaç dikmenin faydaları şunlar şunlardır deseniz
yılda 1 kez de çocuğunuzu bir ormana götürüp;
-işte bu ormanın şu ağaçları senin sayende oldu... deseniz?
büyüdüğünde nasıl bilinçli bir çocuğunuz olacağını siz düşünün.
ama gerçekten düşünün...

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Su İçerken...

çok büyük bir çoğunluğumuz su içerken gırtlağımıza odaklanırız
zira gırtlağın o anki kasılmaları suyun boğazımızdan geçip
aşağı inmesini sağlar.
ancak suyu bilinçli içmenin vücuda kattığı artı değerler var.
su içerken gırtlağınıza değil suya odaklanın.
ilk bir kaç sefer bunu yapamayacaksınız
zira gırtlağa odaklanmak kendimizi bildiğimizden beri
yaptığımız otomatik bir davranıştır,
fakat otomatik davranışlarımız yüzünden kaçırdıklarımızın farkına varamıyoruz.
dediğim gibi suya odaklanın
önce gırtlağınıza akışına
sonra göğüs kafesinize inişine
ve daha sonra içinizdeki akış yolunu takip edin.
en sonunda ise sanki suyu takip edebiliyormuşunuz gibi
içerken suyun izlediği yolu hayal edin.
vücudunuzun her yanına nasıl dağıldığını
neredeyse her hücrenizin suyu nasıl emdiğini düşünün
gırtlak odaklı otomatik davranıştan
bu yazdığıma dönebildiğinizde
suyun içinizdeki yolculuğunun takibi
ve vücudunuzun verdiği tepkileri hissedebilecek
ve kendinizi nasıl "canlı" hissettiğinizi anlayacaksınız.
su içmek sadece gırtlak işi değil
aynı zamanda tam anlamıyla bir yolculuk.
suyu takip edince insan içini tanımaya başlıyor
ki bence dünyadaki en büyük keşif insanın kendi içini tanımasıdır...

26 Temmuz 2011 Salı

Ne Zaman...

kelebek
ateş böceği
kedi
köpek
at
eşek
uğur böceği
katır
arı

ve benzerleri...
bundan çok değil 15-20 yıl kadar öncesine kadar sokakta
ve etrafımızda devamlı görebildiğimiz
hatta birlikte yaşamaya alışık olduğumuz hayvanlardı.
geçen gün bir kelebek gördüm
sanki sayısal loto tutturmuş gibi sevindim.
ondan 1 gün önce de uğur böceği gördüm.
ateş böceğini en son ne zaman gördüm onu hatırlamıyorum bile.
sokak kedisi/köpeği ben yaşlardakiler için
sokakta görmesi çok normal hayvanlarken
artık dikkat edin neredeyse hiç yoklar.
var olanlarda çok ilginçtir hep kıç kıça dip dibe duruyorlar.
son yıllarda gördüğüm tüm sokak köpekleri/kedileri
hep grup halinde dolaşıyorlar, eskisi gibi tekil takılmıyorlar.
evet ne yazık ki bir şeyler değişiyor.
değişenin tam ne olduğunu bilmiyorum ama hayal edebiliyorum.
çok kısa sürede hayvanlar neredeyse ortalıktan çekildi.
peki 20 yıl sonra?
hayvan savunucusu falan değilim. hatta onları hiç anlamam.
kafam basmaz bir türlü yaptıklarına,
dünyada bunca çocuk varken içindeki sevgiyi köpeğe, kediye vermeyi anlamam
ama neyse konu bu değil, dediğim gibi burada hayvan haklarını falan savunmuyorum.
sadece hızla değişen hayat içinde nereye doğru gittiğimizi kavrayabilmek adına
bir "es" vermek benimkisi zira nereye gidiyoruz diye düşünmüyoruz...

12 Temmuz 2011 Salı

Manyak Edersiniz İnsanı...

arabamı değiştirmeye karar verdim,
vermez olaydım...
bütçem belli ama arabalar belli değil ki!!!
içine çekildiğimiz kumpas öylesine derin ve ilginç ki
sanki arabayı almayı değil almamayı teşvik ediyor.
paramın yettiği araba orta sınıf bir araç,
alternatiflere baktım ama dediğim gibi bakmaz olaydım
önce opel astra'ya baktım, biliyor musunuz ki sadece astranın
birbirinden değişik tam 66 versiyonu var.
kiminde kıl var tüy yok, kiminde tüy var bok yok
adamı manyak edercesine birbirinden değişik 66 farklı çeşit...
opel böyle de renault farklı mı?
renault megane bakayım dedim,
ulan kasa aynı ama değişik tip sayısı 49.
ford focus almak istersen de durum pek farklı değil 34 çeşit...
bakın çeşit dediğim şey ford'un veya opelin sattığı araç çeşidi değil,
bir aracın kendi içindeki çeşitleri.
hayatı karmaşık hale getirip, yanlış vereceğimiz karar üzerine
kurulu bu sistem neden var? neden bunca farklı çeşit?
yahu aracın full'u var bir de full+full'u var.
bu ne be???
alacağımız sonuçta bir markanın bir modeli
o modelin bilmem ne modelini alırsak kendimizi daha zengin hissediyoruz
ama o modelin içinde bilmemnesi olmayanı alırsak o zaman kendimizi eksik hissediyoruz.
bu ne biçim bir sistemdir? kimin biz insanlara kendimizi eksik hissettirme hakkı var?
yap kardeşim her modele 3 çeşit, ucuz, orta, pahalı
paran hangisine yetiyorsa git onu al.
ama amaç insanı mutlu etmek değil, mutsuz etmek üzerine kurulu
zira bugün astra alırsan yarından itibaren bunun bir üst modelini
nasıl alırım diye düşünmeye başlıyoruz.
neden kazanan hep bizim kafamızı karıştıranlar oluyor???...

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Su...

çok değil 30 yıl önceye kadar suya para vermez,
musluktan akanı içerdik.
sonra zamanla "insanlık doğayı kirletti, rezil etti" söylemleri başladı
ve musluk suyu artık mikroplu, içilemez oldu.
bu da yetmedi su şişeye girdi, temiz su budur dendi.
ve en sonunda resmin büyüğünü gördük : şişeden başka bir yerden su içilemez,ölürsün...
durum bu olunca dünya üzerinde milyonlarca insan 30 yıllık bir plan sonucunda
şişeye bağımlı hale geldi/geldik..
façanız yiyorsa için dışarıdan suyu bakalım ne oluyor.
hadi plan büyük yerlerden devreye sokulmuş yapacak bir şeyimiz yok
yani öpe öpe suyu şişede alacağız,
peki kardeşim yıllarca bedavaya içtiğimiz
ama şimdi parasını ödeyerek içebildiğimiz sudan neden KDV alınır?
hemde %8...
her yıl şişe suya harcadığınız tutarı bir hesaplayın
uzun sürer diyen bana mesaj atsın bende hesaplanmış hali var,
bırakın suya ödediğimiz serveti, sadece KDV'si bile adamı zengin eder.
yazık değil mi bunca insana?
bari KDV almayın...

20 Haziran 2011 Pazartesi

Öğüt Vermek...

kafamız çalışmaya başladığı andan itibaren öğüt vermeye başlarız.
yıllarca öğüt veririz sağa sola.
ama hiç düşünmeyiz doğru olan mıdır öğüt vermek.
açıkçası yanlış olandır birine öğüt vermek
zira olan her şey olan kişiye özeldir ve ortak algıda başka biri tarafından anlaşılabilir
ama olan kişiye verdiği etki başka hiç kimsede aynı değildir.
örnek verelim ; diyelim ki yan yana duran iki kişi aynı anda ve şiddette ayağını bir masaya vursun,
ikisi de acı çeker ama ölçüm yapılsa aynı derecede acı çekmedikleri görülür
zira birinin ayağı mesela 10 üzerinden 6 ağrımış ise diğerininki 10 üzerinden 5,7 ağrıyabilir.
iki insan da birbirine benim ayağım şöyle acıdı böyle acıdı diye açıklasa
ikisi de birbirini anlar ama aynı acıyı yaşayıp yaşamadıklarını bilemezler.
zira dünyada her olan şey ama herşey eşsiz ve kişiye özeldir.
işte bu yüzden kimseye öğüt vermem.
peki ne yaparım?
eğer benden fikir istenen konu ile ilgili geçmişte bir tecrübem olmuşsa
başıma şöyle bir olay geldi ve ben şöyle yaptım derim.
nasıl ki benim başıma gelen herşey eşsiz ise,
olanın sonucu da bana özel ve eşsizdir.
ben öğüt vermeyi karşımdakine değer vermemekle eşdeğer görürüm.
zira karşımdakinde nasıl bir sonuç yarattığını bilemediğim bir şey için
böyle yap şunu yap demek karşımdakine saygı duymayıp işi kestirip atmaktır.
benden herhangi bir konuda fikir isteyen birine saygı duyarım ve yardımcı olmaya çalışırım
ama dediğim gibi öğüt vererek değil
zira aynısı bana oldu dediğimiz hiçbirşey aynısı değil
o yüzden sonucu da o kişi için farklı olacağından ona eğer geçmişte bana fikir sorduğu
konu ile ilgili bir deneyimim olmuşsa bana olunca ben şunu şunu şu şekilde yaptım derim.
böylelikle hiç kimsenin kendine özel eşsiz tecrübesini bozmadan bende olanı paylaşmış olurum.
eğer sizden fikir, öğüt isteyen olursa ve ona saygı duyuyorsanız
öğüt vermek yerine başınıza gelen olayı anlatın ve kenara çekilin
çünkü adı üstünde her tecrübe "eşsiz" ve "kişiye özel"dir...

7 Haziran 2011 Salı

Karanlık Sırlar...

dünyada yaşayan kim olursa olsun herkesin kendine sakladığı sırlar vardır.
bu sırları içimize ilk gömdüğümüz andan itibaren bizimle birlikte yaşar ve ölene kadar içimizde kalır.
bunlar bizim için "karanlık sırlardır".
bir çok şeyimizi bir çok kişi ile paylaşırız ama karanlık sırlarımız hep bize kalır.
çünkü onları paylaşmaktan utanırız.
karanlık sırları bir yakınımızla paylaşırsak sanki onun bize olan bakış açısı değişecek sanırız.
kendimize sakladığımız sırların bize yakışmadığını düşünüp onları en derinimize bir yere gömeriz.
benim karanlık sırlarım var.... idi...
yaklaşık 2 yıl önce hayatımın en karanlık 2 sırrını hayatımda üstelik bana çok yakın olan
iki dostumla paylaştım. çünkü onların artık karanlık kalmasını istemedim.
ve "dost" dediklerimin bu sırları bilmezse beni yani gerçek beni tanıyamayacaklarını,
beni gerçekten tanımayan insanlara da neden "dost" demem gerektiğini anladığım anda
hemen anlattım onlara en karanlık 2 sırrımı.
hiç sırsız olmak ve öyle yaşamak çok rahat bir şey.
kimseden birşeyi saklamak zorunluluğu olmadan,
o sırla ilgili bir olay olduğunda sır açığa çıkmasın diye binbir şaklabanlık yapma mecburiyeti hissetmeden,
kısacası için dış ile bir olması insana tarifi imkansız bir rahatlık veriyor.
o sırlar içimizden çıkınca oluşan boşluğu da dilediğimiz
başka bir şeyle doldurma lüksümüz de cabası.
ölçmeden biçmeden en karanlık sırrınızı paylaşın.
kimle paylaşacağınıza karar verin ve paylaşın.
paylaşın ki önce kendinize sonra dostunuza karşı tümüyle açık ve dürüst olun.
bunu yapmanızın ardından zorla yaptığınız şeyleri yavaş yavaş yapmamaya başladığınızı
ve bunu müteakip zamanda ise artık neredeyse hiç yalan söylemediğinizi göreceksiniz.
kendine ve çevresine yalan söyleme ihtiyacı olmayan birinin nasıl biri olacağını düşünün,
sadece düşünürken bile kendinizi çok güçlü hissedeceksiniz.
unutmayın önceleri zor ama bir kez adımı attıktan sonra yaşayacaklarınız
hayat boyu sermayeniz olacak...