10 Şubat 2011 Perşembe

Bilgi-Fikir-Bilgi...

herşey hakkında bilgimiz var,
bu ülkede kime hangi konuda soru sorarsan sor
bir fikri var.
o konu hakkında bilgisi var mı?
bilinmez
ama fikri var.
çevirin sokaktan birini sorun cibuti'nin sağlık politikası hakkındaki düşüncelerini,
adam cibuti nerede bilmez ama duymuştur sağdan soldan birşeyler oturur anlatır
sanki kendi bilgisiymiş gibi.
bizler fikir sahibiyiz, bilgi değil.
peki insanı öteye götürecek şey fikir midir? bilgi midir?
hangisi öncelikli?
önce hangisine yatırım yapılmalı?
bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak bize ne kazandırır?
kısaca bilgi bir işe başlayabilmek için gerekli çıkış noktasıdır,
fikir ise bilgi sayesinde çıkılan yolda kazanılan tecrübelerdir.
demek ki bilgi fikirden daha önce.
o halde neden bilmediğimiz konularda fikir sahibiyiz?
veya öyle olduğumuzu gösteriyoruz?
bir kaç sebebi var bunun?
birincisi öğrenmeyi sevmiyoruz. nedeni beni ilgilendirmiyor.
önemli olan öğrenmeyi nasıl sevebileceğimiz.
diğer bir neden ise aileden çocuğa geçen ve çocuğun da devam ettirdiği
dışa kapalı, içinde yaşayan geto tarzı yaşantı.
başka bir sebep ise özgüvensizlik.
bunları bir araya getirince bir toplulukta konuşma mecburiyeti hissedenlerimiz
bilgisi olmadan fikirlerini ortaya koyuyor.
o zamanda ortaya az pişmiş nerdeyse çiğ sayılabilecek sohbetler çıkıyor.
dikkat ediyorum kalabalık bir ortamda bir sohbet olduğunda
bilgisi olmadan fikirlerini ortaya döken o kadar çok insan var ki.
unutmayalım bilgi yola çıkış, fikir tecrübelerin dile getirilişidir.
yola çıkış bizi yolun sonuna taşır
ancak yola çıkamadan tecrübe kazanamayız.
bilgi sahibi olmak için okumalıyız, televizyon karşısında pinekleyerek bilgi sahibi olunmaz.
kendinizin analizini yapın
boş bir kağıt ve kalem alın
ve gerçekten ama gerçekten hangi konularda bilgi sahibi olduğunuzu yazın
kendinize karşı dürüst olursanız bu listenin çok uzun olmadığını göreceksiniz.
çocuklarımıza bırakmayı hayal ettiğimiz dünya için bilgilenmeliyiz.
hangi konu olduğu çok önemli değil, motor piston kolunun çalışma mantığı bilgisi bile
hayatın bir yerinde bizi bir yerlere taşıyabilir.
önemli olan hangi konuda ne fikrimizin olduğu değil
ne kadar bilgiye sahip olduğumuzdur...

3 Şubat 2011 Perşembe

Bu Ne Be Kardeşim?...

domuz gribi
ispanyol gribi
kuş gribi
çin gribi
hong kong gribi
asya gribi
mevsim gribi
pandemik gribi
tavşan gribi
keçi gribi
liste uzayıp gidiyor.
ben çocukken grip bir tane idi ve adı da grip'ti.
domuzu eşeği köpeği köteği yoktu
bugün herşeyin gribi var.
var olan hastalıkların dünyadan silinmesini anladıkta
var olanın böylesine dallanıp budaklanmasını
hatta kendi içinde familyalaşmasını anlayana şapka çıkaracağım.
grip vardı aşısı yoktu
aşısı oldu grip gripler oldu
aşı gribi yeniyordu
şimdi her gribin ayrı aşısı var.
acaiplik bizde mi? yoksa bizim üzerimizden para kazanan aşıcılarda mı?...

27 Ocak 2011 Perşembe

Dıştan İçe, İçten Dışa...

39 yaşımın yaklaşık 35 tanesini dışa dönük yaşayarak geçirdim.
yaradılış itibarı ile dışa dönük yaşayan varlıklarız.
kulaklarımız dışarıdan gelen sesleri duyar
gözlerimiz dışımızdakileri görür
ağzımız dışarıdan girenlerin tadına bakar
ellerimiz dışarıdakilere dokunur
burnumuzda aynı şekilde dıştakileri koklar.
insan olarak 5 duyumuz dışa dayalı
son bir kaç yıldır ise iç keşfimi yaşıyorum
önceleri zor gelmişti dıştan içe dönmek
alışmışım 35 yıl dışa dönükleri kullanmaya
ama anladımki sınırsızlık dışta değil içte
gözün görmediklerini
kulağın duymadıklarını
iç görüler sınırsızca veriyor.
iç yolculuğa başladın mı git gidebildiğin kadar
ne sınır var ne de durduran
sensin teksin sadece
benim tekim sadece.
öyle bir keşifki bu
şekli yok
kokusu yok
sesi yok
hiçbirşeyi yok
ama herşeyi var
sadece farklı.
farklı olabilmeye açabildiğinde kafanı
zorluklarını da getiriyor
ama öyle bir doyuruyor ki
öyle değişik tatmin ediyor ki
tanrısal hissi veriyor.
dilediğini/dilediğimi dilenen anda ve şemada yaratabilme gücü,
çok büyük bir keşif, inanılmaz bir tatmin.
içe dönüp baktığım her an daha da büyüyorum sanki.
biraz daha içe dönük kalmalıyım
çünkü içe dönük kaldıkça bir sonraki adımımı planlamaya başladım
yakında içten dışa, dıştan içe sarmalını işletmeye başlayacağım.
heyecanlandırıyor bu beni
zira ikisini bir etmek böyle birşey olsa gerek.
şimdilik bilmiyorum
yakında öğreneceğim
öğrenince anlatacağım.
ps : ikisini bir etmek=spritualizmada erişilmesi amaç olan zirve...
ps2 : hayat güzel :)

16 Ocak 2011 Pazar

Almanya...

hiçbirşey
herşey
1 şey
herşey
hiçbirşey
herşey
1 şey
herşey
hiçbirşey
almanyadayım 1 haftadır
ilk kez bu akşam kendimle kalacak vakit buldum.
kendimle kaldığım her seferinde yaptığımı yaptım
soru sordum kendime
yukarıdakini de cevap diye verdim aşağıdakini sorduktan sonra,
neyim ben?
buymuşum ben :)
sevindim
paylaştım
bitti...

3 Ocak 2011 Pazartesi

Mehtap...

mehtap bile yakışmaz oldu be kente artık...
demişti tam 23 yıl önce.
merak ediyorum
23 yıl sonra
acaba aynısını mı der?
aynısını mı dersin ali?...

Hata Nerede?...

bugünden tamı tamına 50 milyon sene önce
güneşe yakın iki büyük meteor çarpışıyor
etrafa savrulan küçük meteorlardan büyük bir parça ayın yörüngesine giriyor
ve tam 50 milyon sene sonra 2009 yılında Nasa'nın gözlemiyle
dünyaya teyet geçerek uzayın sonsuzluğuna gidiyor.
Nasa diyor ki;
- eğer 50 milyon yıl önce çarpışan 2 büyük meteor çarpıştıkları saatten
sadece 2 saat sonra çarpışsalardı, ayın yörüngesine giren meteor
direk kafadan dünyaya çarpacaktı...
bu nasıl bür düzendir Yarabbim?...
evrenin böylesine ince bir düzeni karşısında
insanın soluğu kesiliyor.
düşünün ki bu sadece bizlerin bildikleri,
bunlar gibi belki de onbinlerce meteor bizi teyet geçti.
ve işin bana göre komik yanı ise bu olayların 50 milyon sene önce olması.
yani mesela diyelim ki 30 milyon sene önce aynı yerde aynı boyutta iki meteor ilkine göre
2 saat geç çarpıştı ise demek ki birkaç yıla kadar meteor bu dünyayı uçuracak.
ama öyle olmadı, öyle olmuyor işte.
işin ironik tarafı ise neredeyse tüm bunları hepimiz biliyoruz
ama aynı şekilde yaşamaya devam ediyoruz.
herşeyin patronu olmaya,
dilediğimizi dilediğimiz gibi kesip biçmeye,
tüketmeye,
bilinçlenmemeye
kısacası egosantrik yaşamaya devam ediyoruz.
anlamıyoruz ki belki biz öldük bile.
geçmişten gelecek olan 2 taş parçasının dinazorlar gibi bizi de
ortadan kaldırabileceğini anlamıyoruz.
anlamamakla da kalmıyoruz,
daha kötüye gidiyoruz.
iyi diyorsun da ölmüş olabilirsek o halde ne gerek var düzeltmeye diyenlere
diyecek birkaç lafım var ;
dünyadaki çoğunluğun anlayamadığı en büyük nokta
biz o taşlara göre ilerideyiz.
zamanı tek bir çizgi olarak düşünürsek
o çarpışan taşlar bize göre o çizgide geride bir yerlerde.
biz ise ilerideyiz.
hani 12 yaşındayken yaptığımız bir hareket
bize bugün saçma geliyor ya
işte böylesine büyük bir avantaja sahibiz bazı şeyleri değiştirebilmek için.
bilipte yapmamak, görüpte değiştirmemek...
ne kadar yazık olduğunu yumurta kapıya dayanınca anlayacağız.
bunca büyük bir avantajı göz göre göre çöpe atıyoruz.
o avantajda bir gün bizi çöpe atacak...

25 Aralık 2010 Cumartesi

Sana...

sana bir gün öyle bir şey bırakacağım ki,
hayır sorma çünkü henüz bende bilmiyorum.
arıyorum...
evet hala arıyorum
bulamadım
bulduysam bilemedim
henüz bilemediysem farkında değilimdir
farkında değilsem
olgunlaşmamışımdır yeterince
hani yemezsin ya henüz olmamış elmayı çünkü burar ağzını
işte bende bundan dolayı bulamadım hala.
arıyorum
bırakmadım peşini
hiç pes etmedim
etmeyeceğim
senin için
çünkü biliyorum ve hissediyorum
yakınlarındayım
yaklaştım
dolanıyorum çevresinde fakındayım
ama ortasından delip geçecek cesareti bulamadım henüz
dönüyorum sanki boş yere
ama her dönüşümde biraz daha daraldığını da görüyorum çemberin.
bazen deli cesaretiyle dalıyorum çemberin içine, dokunuyorum bir şeylere
ama dedim ya yeteri kadar olgunlaşmayınca insan
geçemiyor bazı korkularını
geçeceğim
bunu bildiğini biliyorum
bulacağıma olan inancını da sana her bakışımda gözlerinde görüyorum
işte bu yüzden daha çok seviyorum seni
çünkü sabrediyorsun bana
bulacağım az kaldı
ve oyunun ikinci perdesi asıl o zaman başlayacak...